ABD ile İran arasında varılan mutabakatın, Ortadoğu'daki gerilimi askeri çatışmadan ekonomi, ticaret ve nüfuz mücadelesine taşıyabileceği değerlendiriliyor. Son yıllarda askeri gücün yanı sıra ekonomik kapasite, teknoloji, deniz geçişleri, siber güvenlik ve küresel tedarik zincirlerinin belirleyici hale geldiği, anlaşmanın rekabeti bitirmekten çok daha karmaşık bir aşamaya taşıdığı belirtiliyor. Bölge ülkelerinin savaşların kaynaklarını tükettiğini fark etmesiyle birlikte limanlar, ticaret yolları, enerji hatları ve demiryolu bağlantılarının ön plana çıkabileceği, ekonomik coğrafyanın askeri coğrafyadan daha belirleyici olabileceği ifade ediliyor.

Irak'ın Körfez'i Türkiye'ye, İran'ı Suriye, Ürdün, Kuveyt ve Suudi Arabistan'a bağlayan konumuyla lojistik bir kavşak olma potansiyeli taşıdığı, ancak bunun siyasi istikrar, altyapı ve uzun vadeli stratejik vizyon gerektirdiği vurgulanıyor. Kalkınma Yolu projesi ve Irak limanlarının bölgesel demiryolu ağlarına entegrasyonu gibi adımların ülkeyi Avrupa ile Körfez arasında bir düğüm noktasına dönüştürebileceği kaydediliyor. 2040 yılına kadar bölgede doğrudan askeri çatışma riskinin görece azalabileceği, buna karşılık Çin ve Hindistan'ın enerji ve altyapı yatırımlarındaki ağırlığının artabileceği öngörülüyor.

Irak'ın petrolden bağımsız bir üretim ekonomisine geçiş başarısının, anlaşmanın kalıcılığını da şekillendireceği belirtiliyor.