Irak'ta kültür ve eğitim alanında liyakatsiz atamaların toplumsal kimliği aşındırdığı değerlendiriliyor. Yazara göre eskiden sahnesine yalnızca müzik eğitimi alanların çıktığı bir kentte, sahne süpürücüsünün ‘orkestra şefi’ gibi öne çıkması, yetkinin değil yüksek sesin ödüllendirildiği bir dönemin simgesi haline geldi. Gerçek sanatçıların alanı terk etmesi, klasik müziğin “sıkıcı” ve “kibirli” gösterilerek gürültünün başarı ölçütü sayılması, toplumun zamanla bu “uyumsuzluğu” normalleştirmesine yol açtı.
Aynı durumun yönetim kademelerinde, özellikle bilim, eğitim ve vizyon üretmesi gereken makamlarda yaşandığı, yetkinin değil bağlantı ve kalıtımın belirleyici olduğu bir döngü oluştuğu vurgulanıyor. Bakanlıktan parlamentoya, büyükelçilikten başkanlığa uzanan kadro geçişleri, dar bir çevrenin koltukları paylaşması olarak yorumlanıyor. Tasruf söyleminin halka yöneltilmesi eleştirilirken, ülkenin tarih ve medeniyet birikimini yansıtan “boş kahramanlıklar, gösterişli saraylar ve ruhsuz söylemler” karşısında umut, tarihsel hesaplaşmaya bağlanıyor.