Ortadoğu'da siyaset, eski dönemlerdeki şiar ve kimlik eksenli yapısından uzaklaşarak ekonominin belirlediği daha sakin bir katmana kayıyor. Devletlerin kuruluşundan bu yana milliyetçilik, liberalizm ve İslami akımlar gibi farklı siyasi projeler denenmiş olsa da temel soru hep “istikrara nasıl ulaşılacağı” olmuştur. Bugün tartışma “kim yönetiyor” sorusundan “insanların hayatı nasıl adil ve istikrarlı biçimde yönetiliyor” sorusuna dönüşmüş durumda.
Yazar bu çerçevede üç iç içe geçmiş dengeye dikkat çekiyor. Birincisi, devletin temel değerleri ile ekonomik ve teknolojik gelişmenin uzlaştırılması; çözüm, donmuş bir muhafazakârlık ya da denetimsiz bir açılım değil, ikisinin birlikte yaşayabileceği canlı bir orta alanın kurulmasıdır. İkincisi, genç nüfusun üretken biçimde ekonomiye katılımı; bunun yolu ise menkul kıymetler borsasının sadece büyüklük değil, şeffaflık ve güven kültürüyle genişletilmesidir.
Üçüncüsü, özel sektör ile kamunun akıllı biçimde entegre edilmesi; başarının ölçüsü projelerin büyüklüğü değil, vatandaşın günlük hayatına yansıyan faydadır.