Irak'ta 2005 yılından bu yana kurulan hükümetler, liyakat yerine parti sadakatine dayalı 'muhassasa' (paylaşım) sistemiyle yönetilmekte ve bu durum ülkenin kalkınmasını engellemektedir. Siyaset biliminde 'uzlaşı demokrasisi' olarak adlandırılan bu sistem, teoride toplumsal grupların temsilini amaçlasa da pratikte siyasi liderlerin kaynak paylaşımına dönüştüğü görülmektedir. Lübnan örneğinde olduğu gibi, bu modelin liyakat ve teknokratik ilkelerle desteklenmemesi, devlet kurumlarının işleyişini felç eden bir araca dönüşmesine neden olmaktadır.

2021 seçimleri sonrası 'ulusal çoğunluk' hükümeti kurma girişimi, bu kısır döngüyü kırma çabası olarak görülse de, anayasal engeller ve siyasi baskılar nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ali Zeydi'nin başbakan adaylığı sürecinde de benzer endişeler öne çıkmakta; siyasi blokların baskısı altında liyakatsiz atamaların yapılması, halkın devlete olan güvenini zedelemektedir. Uzmanlar, sistemin tıkanıklığını aşmak için anayasal metinlerin netleştirilmesi ve teknokrat bir yönetim anlayışının benimsenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Aksi takdirde, yeni hükümetin de mevcut başarısızlık sarmalının bir parçası olacağı ve vatandaşın bu güç mücadelesinde en zayıf halka kalmaya devam edeceği değerlendirilmektedir.