Yoksulluğun kadınlaşması kavramı, sadece istatistiksel bir veri değil, kapitalist ekonomik sistem ile toplumsal cinsiyet ilişkileri arasındaki yapısal bağı ortaya koyan eleştirel bir analiz aracıdır. 1970'lerde ortaya çıkan bu kavram, özellikle aile geçimini tek başına üstlenen kadınların artmasıyla yoksulluğun cinsiyet ve sınıf açısından tarafsız olmadığını kanıtlamıştır. BM verileri, kadınların erkeklere oranla daha yüksek yoksulluk riskiyle karşı karşıya olduğunu ve küresel ölçekte ücret eşitsizliğinin devam ettiğini göstermektedir.

Sosyalist feminist bakış açısı, kadınların hem iş gücü piyasasında düşük ücretlerle çalıştırılmasını hem de ev içindeki ücretsiz bakım emeğinin sömürülmesini birbirini besleyen bir yapı olarak değerlendirir. Bu perspektif, yoksulluğun kadınlaşmasıyla mücadele etmenin ancak üretim ilişkilerinin ve toplumsal cinsiyet rollerinin köklü bir şekilde yeniden düzenlenmesiyle mümkün olacağını savunur. Mevcut ekonomik sistemin, kadınları esnek ve ucuz iş gücü olarak konumlandırması, kriz dönemlerinde kadınların daha fazla mağduriyet yaşamasına neden olmaktadır.

Dolayısıyla, sadece bireysel güçlendirme yöntemleri yeterli görülmemekte; bakım emeğinin toplumsallaştırılması ve ekonomik yapının adil bir temelde yeniden inşası talep edilmektedir.