Irak'ın su kaynakları, tarım alanları ve hava kalitesi son yılların en kötü dönemini yaşarken, resmi raporlar Dicle ile Fırat'ın azalan debisini ve kentlerdeki toz yoğunluğunu ölçüyor ancak uzun vadeli riskler bu göstergelerin çok ötesine geçiyor. Mezopotamya uygarlığı, toprağı ve nehirleri yaşamın temeli olarak koruma anlayışı üzerine kurulmuştu; toplumun refahı kaynakları yönetme becerisine ve doğanın sınırlarıyla uyum içinde yaşamaya bağlıydı. Bu denge, yeraltından çıkarılan petrolun ekonominin merkezine yerleşmesiyle bozuldu; yüzeydeki su, tarım arazisi, bahçe ve doğal kaynakların değeri geriledi.

Onlarca yıl boyunca çevre, kısa vadeli kararlarla yönetildi, verimli arazilere kaçak yapılaşma yayıldı, kentlerin doğal kalkanı olan geniş bahçeler söküldü, betonlaşma yeşil alanların yerini aldı. Bunun sonucunda Bağdat, kirli toprakları, ağır toz yüklü havası ve artan su baskısıyla çevre krizinin en belirgin örneği haline geldi. Yeni nesiller nehirle, bahçeyle ve temiz havayla bağını kaybederken, çevrenin çöküşü ülkenin yaşam kalitesini doğrudan tehdit eden bir sorun olarak öne çıkıyor