Bağdat’ta Dicle’nin iki yakası Karkh ve Rusafe, kentin simgesi olarak sürekli ekrana taşınırken, Irak’ın güney kentleri görünmez kalmaya devam ediyor. Basra, Amara, Samava, Nasıriye, Kût ve Diyaniye gibi yerleşimler petrol ve doğal kaynaklara rağmen temel hizmetlerden yetersiz pay alıyor; medya programları bu kentlerin sorunlarını saatlerce tartışmak yerine Kürdistan’ı gündemde tutmayı tercih ediyor. Kürdistan Bölgesi, petrol, Peşmerge, anayasanın 140.
maddesi, sınır kapıları ve bütçe gibi dosyalarla neredeyse her tartışmanın parçası haline gelmiş durumda. Ancak anayasal haklar seçici biçimde okunduğunda, aynı metnin bir maddesi uygulanırken diğeri yıllardır askıda bırakılabiliyor. Federal yönetim, merkeziyet ve adem-i merkeziyet kavramları kimin işine yararsa o biçimde savunuluyor.
Birleşik Irak söylemi, farklılıkları tanımak yerine tehdit gibi algılayan bir yaklaşımla sürdürülüyor. Oysa anayasal hakların tanınması, başka bir bölgenin hakkını ortadan kaldırmıyor; çünkü haklar sınırlı ekmek gibi paylaşılan bir kaynak değil. Irak’ın gerçek birliği, tüm bileşenlerinin hakları güvence altında olduğunda mümkün olacak.
Dicle nehrinin iki yakayı sormadan aştığı gibi, Irak da farklılıklarını bir çatışma alanı değil, ülkenin kendisi olarak kabul etmeli