Fin eski Cumhurbaşkanı Carl Gustaf Emil Mannerheim'ın geç döneminde, büyük makamın insana zamana ve ölüme karşı koruma sağlamadığını belirterek yöneticilere alçakgönüllülük tavsiye ettiği aktarılıyor. Irak'ta bazı sorumluların makam ve mevki sahibi olmanın verdiği kibirle hareket ettiği, bunun başlıca nedeninin ise liyakat ya da uzmanlık değil partiler arası paylaşım düzeni olduğu savunuluyor. Bu paylaşımın, kimi kişilerin toplumda olmadıkları bir konuma yerleşmesine ve yapay bir kahramanlık anlatısı edinmesine yol açtığı öne sürülüyor.

Yazıda, bir kurumu yöneten söz konusu kişinin yüz ifadelerini ve dış görünüşü değiştirmeye çalışırken asıl işe odaklanmadığı, karşısındakinin makamına ve ona makamı veren kişiye yakınlığına baktığı dile getiriliyor. Irak toplumunun bir bölümünün yalnızca Allah'a boyun eğdiği, diğer bölümünün ise kişisel çıkarları için dalkavukluk yaptığı ifade ediliyor. Eğitim alanındaki geçici atamaların siyasi tarafların kontrolünde şekillendiği, görevden alınan kişinin ise bu süreci kişisel bir imparatorluğa dönüştürdüğü, yetkin isimler üzerinde baskı kurduğu aktarılıyor.

Koltuğun geçici olduğu, kalıcı olanın ise yalnızca geride bırakılan iz olduğu vurgulanıyor