Araştırmacılar, herkes için geçerli bir standart olarak görülen günde sekiz saat uyku inancının mutlak bir ölçüt olmadığını, uyku kalitesinin, düzeninin ve zamanlamasının belirli bir saat sayısına bağlı kalmaktan daha etkili olabileceğini bildirdi. Antropoloji, genetik ve tarih alanlarındaki verilerin derlenmesiyle yapılan değerlendirmeye göre, modern toplumlar ile sanayi öncesi dönem toplumları arasındaki temel fark uyku süresinden çok, uyku düzeninde ve doğal ışıkla ilişkisinde görülüyor. Geleneksel toplumlarda insanların güneşin batışıyla birlikte uyuyup şafakla uyanma eğiliminde olduğu, böylece uyku döngüsünün doğal aydınlık-karanlık ritmine daha sıkı biçimde bağlandığı belirtildi.

Yapay aydınlatma, ekran kullanımı, gürültü ve düzensiz saatlerin yaygınlaşmasının uyku saatlerini geciktirdiği ve uyku kalitesini olumsuz etkilediği vurgulandı. Araştırmacılar, geçmişte insanların “birinci uyku” ve “ikinci uyku” şeklinde iki evrede uyuduğuna dair yaygın inancın hâlâ tartışmalı olduğunu ifade etti. Bu görüşü destekleyen tarihsel kaynakların farklı biçimlerde yorumlanabileceği, ayrıca tam karanlık ortamda yapılan modern deneylerin geçmişteki yaşam koşullarını tam olarak yansıtmadığı kaydedildi