Finlandiya'daki Oulu Üniversitesi'nden araştırmacılar, 2 bin 200'den fazla kişiyi kapsayan bir çalışma yürüttü. Katılımcıların beslenme düzeni, fiziksel aktivite düzeyi, sağlık durumu ve kahve tüketim alışkanlıkları anketlerle değerlendirildi. Tüketim miktarı hiç içmeyenlerden günde beş fincan ve üzerine kadar değişen katılımcılar, ölçümlerden önce gece boyunca aç bırakıldı ve kahve içmemeleri istendi.
Araştırmacılar vücuttaki yağ oranını, iskelet kas kütlesini ölçtü, kan örnekleri aldı ve iki saat boyunca vücudun şekere nasıl tepki verdiğini izledi. Sonuçlar, daha fazla kahve tüketen kişilerde iskelet kas kütlesinin daha yüksek, toplam yağ oranıyla karın içi organların etrafında biriken viseral yağın ise daha düşük olduğunu gösterdi. Ayrıca bu kişilerde lösin, izolösin ve valin olmak üzere üç temel aminoasidin seviyeleri daha düşük çıktı; bu aminoasitlerin kronik olarak yüksek olması insülin direnci ve diyabet riskiyle ilişkilendiriliyor.
Çalışmada cinsiyete göre farklılıklar da gözlendi: erkeklerde kahve tüketimi açlık insülini ve genel insülin seviyelerinin düşmesiyle bağlantılıyken, kadınlarda şeker düzenlemesiyle ilişki daha zayıf kaldı. Bununla birlikte erkeklerde kolesterol taşınmasıyla ilişkili bazı moleküllerin arttığı, omeg-3 yağ asitleriyle bağlantılı bazı belirteçlerin ise azaldığı belirlendi. Araştırmacılar bulguların kahve ile vücut kompozisyonu ve metabolik sağlık arasında bir ilişkiye işaret ettiğini, ancak kahvenin bu farklılıkların doğrudan nedeni olduğunu kanıtlamadığını vurguladı