Siyasi analiz yazılarında sıkça kullanılan "siyasi kanama" kavramı, bir devletin çöküşünün her zaman savaş veya darbeyle gerçekleşmediğini, bazen yıllar boyunca içten içe kaynak tükenmesiyle yaşandığını ortaya koyar. Kurumları ayakta görünen, bütçelerini açıklayan ve hükümetleri sıralanan bir devlet bile siyasi, ekonomik ve beşerî kaynaklarını sessizce yitirebilir; bu durum erken müdahaleyi zorlaştırır. Kanamanın ilk belirtisi kamu malının israfıdır; ekonomik veya sosyal fayda sağlamayan projelere milyarların harcanması, yıllarca tamamlanmayan yatırımlar ve yolsaydamlık kapıları, devletin para harcaması değil kaynak tüketmesi anlamına gelir.

Benzeri şekilde doktor, mühendis, akademisyen, araştırmacı ve iş insanlarının daha adil bir ortam arayışıyla ülkeyi terk etmesi, yıllarca süren deneyim ve insan yatırımının kaybı demektir; parayı telafi etmek mümkündür ancak beyin göçünü telafi etmek kolay değildir. Bürokrasi, yetki çatışmaları, yavaş karar alma ve hesap verebilirlik eksikliğiyle ortaya çakan idari kanama, yıl sonu hesaplarında görülmese de zamanı tüketir, fırsatları heba eder. En tehlikeli türü olan psikolojik kanama ise korku, umutsuzluk ve kutuplaşmayı körükleyen yayın organları yüzünden vatandaşın devletine ve geleceğine olan güvenini aşındırır; umudunu kaybeden toplum, kaynak kıtlığı çeken toplumlardan daha kolay teslim olur.

Ahlaki değerler sisteminin zayıflaması, rüşvetin yaygınlaşması ve liyakatsizliğin yerleşmesi durumunda bireysel vakalar zamanla yerleşik bir kültüre dönüşür. Sorumlu devletler ilk damladan itibaren kanamayı durdurur; israfın önlenmesi, kabiliyetlerin korunması, yönetimin sadeleştirilmesi ve bilinçlendiren bir medya ortamının tesisi bu yönde atılan başlıca adımlardır. Devletler genellikle ilk yarayla değil, kanamanın zamanında durdurulamamasıyla yıkılır