Yolsuzluğa bulaşan yetkililerin yalnızca iktidara ulaşmak için kullandıkları ilkeleri değil, İslam'ı ve gerçek vatandaşlık değerlerini de ihlal ettiği, toplum nezdinde lanetle anılacağı belirtiliyor. Yetkilinin şahsi çıkarlarını, ailesinin ve yakın çevresinin menfaatini İslam hukuku ve devrim ilkelerinin önüne geçirmesinin kınanması gerektiği vurgulanıyor. Halkın bilincinin, sömürüye karşı birinci savunma hattı olduğu, toplumsal bilinç olgunlaştıkça siyasi söylemlerden somut performans değerlendirmesine geçileceği kaydediliyor.

Sonuç odaklı değerlendirme, ilke ile onu iddia eden kişinin ayrıştırılması, sürekli toplumsal denetim ve hukuki hesap verebilirlik kültürü bu dört temel eksenin ana hatları olarak sıralanıyor. Eğitim kurumlarının müfredat, eleştirel düşünme, okul ortamı ve tarihsel değerler üzerinden ahlaki temeli kurduğu; medyanın ise şeffaf bilgi aktarımı ve sorgulayıcı gazetecilik yoluyla bu süreci tamamladığı ifade ediliyor. Böylece okulun eleştirel aklı, medyanın şeffaf bilgi ve sürekli denetimiyle bütünleştiğinde hesap verebilirliğin slogan olmaktan çıkıp yerleşik bir toplumsal kültüre dönüşeceği bildiriliyor