Yazar İbrahim el-Mahcub, insanın bir yanda olguların belirlediği gerçeklik, öte yanda istek ve hayal gücünün şekillendirdiği yanılsama dünyası arasında yaşadığını belirtiyor. Gerçekliğin sert ancak değişmez olduğunu, yanılsamanın ise insanın gerçeklikten uzaklaştığında zihninde oluşan bir görüntü olduğunu ifade ediyor. Bazı yanılsamaların geçici bir umut verdiğini, süreklilik kazandığında ise doğru yolu görmeyi engelleyen bir prangaya dönüştüğünü vurguluyor.
Günlük yaşamda servet, şöhret ya da makamın peşinde koşan kişilerin, yıllar sonra huzur, samimi ilişkiler ve vicdan rahatlığının gerçek zenginlik olduğunu fark ettiğini yazıyor. Hayal gücünün yaratıcılığın başlangıcı olduğunu, ancak sahibini çalışmaya yönelten hayalle, mucize bekleyen yanılsama arasında büyük fark bulunduğunu söylüyor. Bilge insanın hırsı ile gerçekliği dengeleyerek bir gözüyle hayal kurduğunu, diğeriyle gerçeği gördüğünü kaydediyor.
İnsanın sessizlik ve tefekkür anlarında geçmişi yeniden kurguladığını, bunun hatıralarla yapılan içsel bir diyalog olduğunu belirtiyor. Yanılsama ne kadar güzel görünürse görünsün gerçekliğin ilk sınavında solduğunu, istikrarlı bir yaşam için kararların gerçekliğe, umudun ise bu gerçekliğe eşlik eden bir yoldaş olarak görülmesi gerektiğini ifade ediyor