Almanya, artık yalnızca polis sayısını artırmak ya da havaalanları ile tren istasyonlarında denetimi sıkılaştırmakla sınırlanamayacak karmaşık bir güvenlik tablosuyla karşı karşıya bulunuyor. Berlin, 1990'ların başında Türk aileleri hedef alan Mölln ve Solingen saldırılarıyla aşırı sağ terörün boyutlarını görmüş, nefretin şiddete dönüşebileceğini erken dönemde kavramıştı. Federal istihbarat raporları bugün yalnızca aşırı sağ ya da terör örgütlerini değil, Rusya, İran ve Çin'e atfedilen casusluk, siber saldırı ve dış etki operasyonlarını da risk olarak sıralıyor.

Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki gerilimler ve büyük güçler arasındaki rekabet, Berlin'i yıllarca sürdürdüğü “kontrol ve değerlendirme” yaklaşımından yüksek alarm seviyesine geçmeye yöneltti. Almanya'nın geniş diaspora topluluklarına ev sahipliği yapması, dış çatışmaların kışkırtma, casusluk ve siyasi kutuplaşma yoluyla içeriye taşınma riskini artırıyor. Artan tehdidin ekonomide güvenlik maliyetlerini yükselttiği, yatırımcı güvenini ve kamu bütçesini doğrudan etkilediği belirtiliyor