Siyasi analiz yazıları, demokrasilerde en ağır krizin iktidar ve muhalefet arasındaki sınırların bulanıklaşmasından doğduğunu savunuyor. Bu durum, bir siyasetçinin aynı anda hem iktidar ortağı hem de muhalif görünmesine yol açıyor; kararlara destek verip sonra aynı kararları eleştirmesi, hükümete katılıp sanki dışarıdan konuşuyormuş gibi davranması örnek gösteriliyor. Yazıda, kazanımların dağıtımında hazır bulunan ancak hesap verme zamanı ortalıktan kaybolan siyasetçiler, sorumluluktan kaçışı bir beceriye dönüştürüyor.

Bu tutumun sadece yönetimi değil, vatandaşın kime hesap soracağını bilmesini de zorlaştırdığı, dolayısıyla sisteme güveni aşındırdığı belirtiliyor. Yerleşik demokrasilerde koalisyon içi ittifakların yön değiştirebileceği, ancak kolektif sorumluluktan tümüyle vazgeçilmediği; kırılgan demokrasilerde ise muhalefet söyleminin iktidar paydaşlarınca sahiplenildiği vurgulanıyor. Analizde, çifte standardın siyasi kültürü bozduğu, ilkelerin çıkara göre değiştirilebileceği mesajının topluma normalleştiği ve bunun siyasi sorumsuzluğu bir erdeme çevirdiği ileri sürülüyor.

Toplumun bu tutuma neden göz yumduğu sorusu öne çıkarılırken, gri bölgenin genişlemesinin siyasi sistemin yönünü kaybetmesine yol açtığı, tarafların hem iktidar ortağı hem de mağdur konumuna düştüğü kaydediliyor. Sonuç olarak yazı, demokrasinin gürültülü muhalefetten çok net bir muhalefete, kusursuz iktidardan çok kararlarının sorumluluğunu üstlenen bir iktidara ihtiyaç duyduğunu, aksi halde siyasi melezleşmenin oyunun kuralı haline geldiğini savunuyor