Orantılılık ilkesi, hukukun temel felsefi prensiplerinden biri olarak kullanılan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında denge kurmayı, keyfi yetki kullanımını önlemeyi ve çatışan haklar arasında adaleti sağlamayı hedefliyor. İlke, modern şeklini 19. yüzyıl sonlarında Alman idari yargısında, özellikle Prusya Yüksek İdare Mahkemesi kararlarında aldı; ardından Alman anayasa yargısında yasaların anayasallık denetiminin temel araçlarından biri haline geldi.

Orantılılık testi; meşru bir amacın varlığı, aracın amaca uygunluğu, daha az kısıtlayıcı alternatifin bulunmaması ve kamu yararı ile bireysel haklar arasında makul bir denganin sağlanması gibi dört aşamadan oluşuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile AB mahkemeleri, temel hak ve özgürlüklere getirilen kısıtlamaların meşruiyetini bu test aracılığıyla değerlendiriyor. Fransız Yargıtayı'nın 8 Aralık 2021 tarihli kararı, özel hayatın gizliliği ile ifade özgürlüğü arasındaki denganin somut uygulamasını ortaya koyarak ilkenin yargı pratiğindeki yerini pekiştirdi.

Ceza hukukunda cezanın suçun ağırlığıyla orantılı olmasını, medeni hukukta tazminatın gerçek zararla ölçülmesini, idare hukukunda ise disiplin cezalarının keyfilikten arındırılmasını güvence altına alıyor. Uluslararası insancıl hukuk kapsamında 1949 Cenevre Sözleşmeleri, 1977 tarihli Ek Protokol I ve Roma Statüsü'nde tanınan ilke, sivil kayıpların askeri avantajla orantısız olduğu saldırıları açıkça yasaklıyor. Orantılılık aynı zamanda hukuk kurallarının yorumlanmasında da başvurulan temel bir araç olarak yargıçlara çatışan metinler arasında ölçülü bir tercih yapma olanağı tanıyor