Irak ve Kuveyt arasındaki ilişkiler, uzun yıllardır ağır birikimlerin etkisinde tartışılmaya devam ediyor. Coğrafyanın komşuluk, tarih ve ortak Arap bağlarının ise anlayış zorunluluğu dayattığı iki ülke arasında, krizleri tırmandırmak değil yönetebilmek gerçek siyasi olgunluk olarak görülüyor. Sıradan vatandaşlar bu süreçte en çok bedeli ödeyen taraf olurken, anlaşmazlıkların izi toplumsal hafızada ve kamusal dilde canlı kalmayı sürdürüyor.
Irak cephesinde, dosyanın farklı dönemlerde çoğunlukla tepki diliyle ve duygusal söylemlerle yürütüldüğü, güç dengeleri ile uluslararası hukukun ise yeterince dikkate alınmadığı değerlendiriliyor. Kuveyt tarafında da bazı tarihî fırsatların gerçek bir uzlaşıya çevrilmediği, dosyaların aşırı temkinli ya da dar hesaplarla yönetildiği, bu tutumun da Iraklı kesimlerde geçmişin tam olarak kapanmadığı hissini güçlendirdiği belirtiliyor. Gerçek sorunun anlaşmazlıkların varlığı değil, küçük hataların kalıcı krizlere dönüşmesine izin veren yönetim biçimi olduğu vurgulanıyor.
İki ülkeyi birbirinden ayıran unsurlardan çok birleştirenlerin ağır bastığı, ortak çıkarlara ve karşılıklı saygıya dayalı bir gelecek inşasının tek sağlıklı yol olduğu ifade ediliyor