Irak’ta yıllardır biriken yolsuzluk yapısal bir nitelik kazanırken bakanlıklar ve müdürlükler, ‘yatırım beylikleri’ gibi çalışan ve kâğıt üzerinde kurallara uyan bir gölge sisteme dönüşmüş durumda. Her yetkili, bir başkasını devirebilecek dosya ve sırlara sahip olduğundan karşılıklı koruma mekanizması, gerçek bir hesap verebilirlik sürecini engelliyor. Hayali sözleşmeler ve yalnızca resmi belgelerde görünen projeler üzerinden kendini yeniden üretebilen bu ağ, dijitalleşme ve e-yönetimle gizli kalan yolsuzlukların açığa çıkması nedeniyle zorlanıyor.

Ülkede yürütülen son reform girişimi, yolsuzluğu üreten yapıyı yıkmadan sonuç almanın mümkün olup olmadığı sorusunu gündeme getiriyor. Medya, baskı ve sahadaki araçlarla karşılık verebilen çıkar grupları, reformu siyasi ve yapısal açıdan riskli hale getiriyor. Yargı, siyasi baskılardan arındırılamadığı sürece çabalar, ağrıyı hafifletmekle sınırlı kalırken, yolsuzluğun gizli bir suç olmaktan çıkıp genel bir kültüre dönüşmesi devletin meşruiyetini aşındırıyor.

Vergi cennetleri üzerinden kaçırılan fonların izlenmesinde uluslararası toplumun katılımı ve kamuoyunun yargıya desteği, ‘istisnai muafiyet’ dönemini sona erdirecek kalıcı bir siyasi dönüşümün ön koşulu olarak öne çıkıyor