Irak’ta parlamenter muhalefet geleneğinin ilk olarak 1958’deki devrimle sona eren monarşi döneminde şekillendiği, ardından gelen darbe dönemlerinde tek partili yönetim anlayışının yerleştiği belirtiliyor. Yazara göre muhalefet, Ortadoğu sistemlerinde yalnızca baskıyla değil, iktidara geldiğinde devrik rejimin araçlarını kopyalamasıyla da etkisiz hale geliyor. 2003 sonrası dönemde eski muhaliflerin “Baasçılık” ve “işbirlikçilik” gibi etiketleri muhaliflerine yöneltmesi eleştirilirken, “değişim ve ıslah” söylemini kullanan Bağdat merkezli grupların hükümet dışından muhalefet edip hükümet içinden pay aldığı, muhalefetin bir pozisyon değil ayrıcalıklı bir görev haline geldiği savunuluyor.
Kürdistan Bölgesi’nde iki ana parti arasındaki eşit paylaşım modelinin hem ortaklık hem muhalefet söylemini aynı anda ürettiği, bu durumun hükümetin uyumlu çalışmasını ve vatandaşın hesap soracağı net bir muhalefet yapısını ortadan kaldırdığı ifade ediliyor. Kürdistan Parlamentosu seçimlerinin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen yeni hükümetin kurulamaması, sandıktan çıkan 39-23 oranına rağmen müzakerelerin eşit ortaklığa dayanması ve maaşlar ile hizmetlerin bu tıkanıklığa kurban gitmesi örnek gösteriliyor. Yazara göre gerçek bir muhalefetin yenilgiyi kabul etme, iktidarın devrini benimseme ve bedel ödeme kapasitesini gerektirdiği, bunlar sağlanmadan muhalefetin “pay kapısı” olmaktan öteye geçemeyeceği vurgulanıyor