Irak'ta yolsuzluk dosyalarında milletvekilleri, bakanlar ve üst düzey yetkililerin adlarının öne çıkması, "Fırtına Süngüsü" operasyonlarının ötesine geçen bir tartışma doğurdu. Gözaltıların neden her seferinde tekrarladığı ve neden yetkililerin hedef alındığı sorusu, kamuoyunda cevap bekleyen başlıca konu olarak öne çıkıyor. Parlamento üyelerinin yasa yapma ve denetleme işlevinin bir kısmında yolsuzluğu koruma, bakanlıklara müdahale ve kişisel çıkara dönüştüğü eleştirileri yapılıyor.
Vatandaşların elektrik, eğitim ve sağlık temel hizmetlerinde yaşadığı sıkıntılar sürerken milletvekillerine ayrılan araç konvoyları, koruma timleri ve mali ayrıcalıklar tepki çekiyor. Devlet arazilerinin nüfuz sahiplerine projeler için dağıtılması, yolsuzlukla mücadelenin tek tek gözaltılarla sınırlı kaldığı ve kurumsal hesap verebilirliğin zayıf olduğu yönündeki değerlendirmeleri güçlendiriyor. Hukukun makamın üzerinde, devletin partinin üzerinde tutulması ve kamu yararının kişisel çıkarlara üstün kılınması gerektiği vurgulanıyor.
Yolsuzlukla mücadelenin ancak herkesin istisnasız olarak hesap verebilirliğe tabi olmasıyla anlam kazanacağı, milletvekili, bakan veya üst düzey yetkili ayrımı gözetmeyen bir adalet anlayışıyla mümkün olacağı belirtiliyor