Paranın evde ya da kapalı kasalarda biriktirilmesi, ekonomik döngüden çıkarılması anlamına geliyor. Uzmanlara göre bu durumun en tehlikeli biçimi, yolsuzluk ve usulsüzlükten elde edilen gelirlerin saklanması olarak öne çıkıyor. Yolsuzluk yapan kişiler, kaynağın izini kaybettirmemek için parayı normal yatırımlara yönlendiremiyor, gizliyor ya da yurt dışına çıkarıyor; böylece kamu kaynağı önce yağmalanmış, ardından da ekonomik dolaşımdan çekilmiş oluyor.
Bireysel ölçekte biriktirilen nakit, enflasyonla satın alma gücünü yitirirken, yatırım getirisi ve aile servetinin büyümesi fırsatları da ortadan kalkıyor. Dar gelirli vatandaş ise yeni iş imkânlarının azalması, banka kredi maliyetlerinin artması ve dolaylı vergilerin yükselmesiyle günlük yaşamda bu olgunun bedelini ödüyor. Ülke genelinde ise likiditenin daralması üretimi, yatırımları ve merkez bankasının para politikasını zayıflatırken, büyüme hızını düşürüp işsizliği artırıyor.
Ayrıca servetin belirli kesimlerde yoğunlaşması toplumsal uçurumu derinleştiriyor ve sosyal huzursuzluğu büyütüyor. Ekonomik görüşte para bir araçtır; yolsuzlukla elde edilen ve biriktirilen kaynaklar, geri dönüşü olmayan biçimde üretimden kopuk kalıyor. Bu nedenle yolsuzlukla mücadele yalnızca çalınan paranın geri alınması değil, aynı zamanda bu fonların yeniden üretken döngüye kazandırılması anlamına geliyor