Modern hukuk düşüncesinde yolsuzluk, yalnızca mali veya idari bir suç olmaktan çıkarak devletin kurumlarını, ekonominin kaynaklarını ve toplumun değerlerini tehdit eden bileşik bir suç olgusu haline gelmiştir. Yolsuzlukla mücadele, suç olarak tanımlamanın ve cezaların ötesinde hukuki, kurumsal ve toplumsal ilkelerden oluşan bütüncül bir yapıya dayanmaktadır. Bu ilkeler arasında olgunun kendine özgü niteliği, uzmanlaşmış hukuk kuralları ve usuller, cezadan önce önleme, samimi siyasi irade, toplumsal farkındalık, yolsuzlukla mücadele kurumunun bağımsızlığı, ulusal ortaklık, kamu varlıklarının iadesi, araç ve yöntemlerin sürekli geliştirilmesi, kurumsal yolsuzlukta yönetsel sorumluluk, etkinlik ile temel hak ve hürriyetler arasındaki denge, mevzuatın sürekli güncellenmesi ve bir medeniyet değeri olarak dürüstlük yer almaktadır.
Yolsuzlukla mücadele, bir ihale komisyonu ya da yargı makamı süreciyle sınırlı kalmayıp saydamlığın güçlendirilmesini, çıkar çatışmalarının açığa çıkarılmasını, kamu kaynaklarının korunmasını, uluslararası deneyimlerden yararlanılmasını ve yolsuzluğu normalleştiren anlayışın reddedilmesini kapsamaktadır. Samimi bir siyasi iradeye, bağımsız denetim kurumlarına ve toplumsal bilinçlenmeye dayanmayan çabaların etkili olması güçleşmekte, dürüstlük ancak bireyin vicdanında başlayıp kurumlarda karşılık bulduğunda kalıcı hale gelmektedir